27.09.2015

işsizlik raporudur

Kağıt üzerinde beş aydır süren işsizlik dönemim yarın resmen sona eriyor-sanırım, keza hala netleşmeyen konular var. Fakat bu beş aylık dönemde altı hafta tam zamanlı iki hafta da yarı zamanlı çalıştığım için kesintisiz bir haytalık sürecinden de bahsedemiyorum. Bir yandan da yaklaşık bir buçuk ayı gezerek geçirdiğim gerçeği var.

Hemen herkes evde oturma imkanı bulunca bir şeyleri daha fazla yapacağını söyler/yazar/çizer de şunu baştan söyleyeyim evde çok fazla oturmak da bayıyor insanı kardeşim. Bakalım bu dönemi nasıl geçirmişim?

Bir kere bol bol okudum. Zaten dört sene önce evde bir sürü okunmamış kitap olduğunu fark ettiğimde en azından ayda iki kitap okumaya zorlamıştım kendimi ki gayet başarılı gidiyor bu program. Nitekim onu devam ettirmek yetti bana. Bir yandan da internette bulup bulup kenara attığım haberler, yazılar ve makaleler vardı birçoğunu temizledim ama bol vakit olunca daha fazla araştırma yapıp kenara daha fazla yazı atıldığı gerçeğini unuttuğum için sanırım okunmayı bekleyenlerin sayısı sabit kaldı. Yeni işim daha rahat olduğu için pocket'ın da desteğiyle belki bir gün bitiririm diye umuyorum.

Bir de bol bol seyrettim. Beklettiğimiz tüm diziler bitti: Bron/Broen ikinci sezon, Fargo, True Detective, Married ve Avatar: The Legend of Korra. Eş durumundan basın gösterimlerine gittim, Popcorn Time'ı gayet verimli kullandım, Digitürk'te çıkan filmleri de "nasıl olsa yapacak acil işim yok" diyerek pek sektirmedim. Hatta inat ettim Hobbit üçlemesini bile seyrettim. Ha yine de hala izlemek istediğim filmler yok mu? Elbette var...

Arada da podcast dinledim. Misal British Museum'un eski yöneticisi Neil MacGregor'un BBC için hazırladığı 30 bölümlük Almanya Tarihi'ni bu konularla ilgilenen herkese öneririm.

Sahilde bol bol yürüyüş yapacaktım çok sıcak diye kaçtım, balkondaki çiçeklerle uğraşacaktım bir tek güllerin dibinden kendiliğinden çıkan semizotlarını topladım, malum hobimle uğraşacaktım ama elimdeki mahsül bitmedi diye beklettim, İran'a gidecektim denk düşmedi...

Neyse önümüzdeki işsizlik dönemine bakıyoruz.

11.09.2015

her yer yozgat olsun

Daha önce yazdıklarımın üzerinden altı ay geçmeden durum daha da iç kasıcı hale geldi. Geçmişle yüzleşmeyi başaramadığımız için de hala insanların evini dükkanını yakmayı kendimize hak görebiliyoruz. Suriyeli göçmenlere duyulan nefretimiz bir fotoğrafla birlikte es vermişken şimdi de iç savaşa doğru hızlı bir koşuya çıktık ülkecek. Şahsen bu topraklarda istenmediğimin her geçen gün daha da farkında varıyorum ve yapabileceğim tek şey akıl sağlığımı korumaya çalışmak.

Bir de bu yazıyı okuyanlardan isteğim beş saatlerini ayırıp şu belgeseli izlemeleri ve iç savaş denilen şeyin nasıl üç beş kişinin manüplasyonu ile başlayıp yüz binlerin ölümüne yol açtığını anlamaları: The Death of Yugoslavia. Yoksa hakikaten tüm ülke Yozgat'a dönüşecek ve ben zaten ya ölü ya da göçmen olduğum için zerre umurumda olmayacak.